Yola çıkalı aylar oldu. O sinir ve hırsla herkesi, her şeyi bir kerede bıraktım. Obsidyen beni bir daha aramadı, ben de onu. Söylediklerime kırılmış olmalı. Kiraladığım külüstür araba içinde gece yolculukları yaparken sokak lambaları gözümü alıyor. 2014 yılını güçlü görüntülerle anımsıyorum. Sabaha kadar tur planı yapışlarımı, yeşil renge duyduğum özlemi, insomniamı…
Sorun fiziksel olarak hapsolmam değilmiş. Kendimi yıllarca hapsetmem ve fark etmememmiş.
Yola çıktım, arzuladığım o yola çıktım. Ama hiçbir şeyi istememiştim, sadece kendi sonumu hazırlamayı ve kimseye ses etmemeyi arzulamıştım. Sonra obsidyen benim yan komşum oldu ve o siktimin apartman dairesinde bir nebze mutlu olabildim.
Bir motelin önünde durdum ve bir sigara yaktım. Sabahın dördüydü, karnım deli gibi açtı. Gidip bir şeyler yemek yerine Obsidyen’i aradım, belki sevgili komşum o yumuşak sesiyle her şeyi dizginleyebilirdi.
-Aradığınız numara kullanılmamaktadır.-
Hayatımın en korkunç dakikalarını yaşıyordum, kurduğum senaryolar dörde katlanmıştı.
Sonunda istediği şeyi yapmıştı belki de, her şeyden uzaklaşmıştı. Üç aydır onu aramamam beni ve vicdanımı harekete geçirdi. Eve dönecektim, onu bulana kadar pes etmeyecektim.
İki gün sonra eve geldim. Kapısını çaldım, komşulara sordum. Obsidyen yok. Mercedes hala benim. Onu bir saniye daha bulamamak istemiyordum, canım yanıyordu…
Beşinci ay. Her gün kapıyı, mektupları, telefonu kontrol ediyorum. Yola çıkmayı beceremediğimi düşünerek okuluma devam ettim. Bilincim daha da yerindeydi, kitaplarıma, küçük-şahsına münhasır sosyal hayatıma geri dönmüştüm. Akşamları dışarı çıkabiliyor, insanları evime davet ediyordum. Normal (!) biri olmuştum sonunda! Obsidyen hakkında her şey rüyalarıma ve yazdıklarıma indirgenmişti.
Altıncı ay. Fakültemden çıkıp bir sigara yakıyorum. Tanıdık bir şeyler var, bir Mercedes, onun bana emanet ettiği. Arabanın içinden bana suçlu suçlu gülümsüyor. Geçen aylar, edilmemiş laflar umrumda değil…
Koştum. Var gücümle koştum ve ona ilk defa böyle sarıldım. Konuşmaya çalıştı, açıklama yapacaktı. Susturdum.
Aynı anda ikimize de ait olabilen Mercedes sadece hareket etti. Ben ise deniz tutmuş gibi hissediyordum.
“Gelmediğim için pişmanım.” dedim.
Saatlerce açıklama yaptı, kendince haklı sebepleri vardı. Bir anda kendi nedenlerim yok oldu, umarsızca ona hak verdim. Artık görebiliyordum, gözlerim açık, zihnim fazlasıyla berrak. Yine de, ne olursa olsun sıra o açıklamalara ve cümlelerin teklemesine geldi. Kaçış asla yok. Her şeyi öğrenme hali, ve gerisinde getirdiği yakıcı göz yaşları.
Obsidyen dinamik bir karakter değildi. Ama dinamik olmaması, onu asla iki boyutlu biri yapmamıştı. Belki de benim gibi bir junky’nin ilgisini çeken sadece buydu. Kendine edindiği o amaç, onu aylarca evinden koparabiliyordu. Büyülenerek onu dinlemem göğsünü kabartıyor, ona bir sigara daha yaktırıyordu. Onun yol anıları tam olarak bir ayımızı doldurdu. Hiç bitmemesini dileyerek onu dinledim. Susmayı sevmezken bile, Cavşırı’nın kelimeleri ılık bir sıvı gibi bana doğru akıyordu.
Hayatın neresinde olursam olayım bu hayranlık asla bitmeyecek gibiydi. Bir şekilde ona ihtiyacım olduğunu beden dilim doğrultusuyla ona hissettiriyordum.
İki ay daha geçiyor ve yol planları, koskoca aydinger kağıdına çizilmeye başlanıyor. Ona bu aralar bana ilham veren tek şeyin Jack Kerouac olduğunu, onun dişi versiyonu gibi hissettiğimi söylüyorum.
Dalga geçiyor.
Ama aydinger kağıtlarındaki planlar benim için yasa gibi. Bu yüzden, birkaç yıl içerisinde okulumdan tamamen vazgeçiyorum, bu cesareti bana o veriyor -haberi yok.-
Bu kağıtlar, bu planlarla beraber yavaşça onun benim bir parçam olduğunu anlıyorum. Asla koparmak istemediğim bir parça. Yokluk, olumsuz insanlar ve bir ülke komedyasından uzak; tek kişilik bir hayat getiriyor bana bu parça.
Bir gün, -monotonluğa yaklaşılmış bir gün- onu düşlerinden uyandırıyorum:
-Harekete geçme vakti. Şimdi olur.
+Bilmiyorum.
Obsidyen yavaş yavaş bana dönüşüyor, kendimden nefret ettiğim kadar ondan edemiyorum. Ona eski hisleri aktarmak istiyorum, benim derimin altında büyüyen; bir bitkiyi andıran bu hevesi yok etmek istemiyorum.
Onu bu kararsızlıktan kurtarmak boynumun borcu. Şimdi ben dümene geçiyorum. Her şeyi toplayıp Obsidyen’i Mercedes’e bindiriyorum. Kendi ruhuma tutunma döngümü tamamladıktan hemen sonra Obsidyen, geçmişte hissettiğim her şeyi kafasını omzuma koyarak bana anlatıyor. Kendimi dışarıdan izlemek canımı çok yakıyor.
Kendimi kurtardığım gibi onu da kurtaracağım. Gülümsüyorum, Mercedes’i sanki gökyüzüne sürüyorum…