İki Hikaye

Storia d’amore 
Sanatın efsaneleri asla solmaz, sahip oldukları dünyevi varlıklardan sıkılıp yer değiştirirler. Böylece ben de buldum kendi içimdekini, kimin buna daha önce sahip olup tereddüt ederek benim bedenimin üzerine döktüğünü. Bu tezahür anında kendimi yitirmek üzereydim. Ama seni yitirmedim. Beni birleştirmek üzere parçalayan bu boşlukta, hançerim ile küçük bir münzevi cinayeti işledim. Senin ürettiğin, keşfedilmemiş melodiler göğsümü deliyordu. Gramofona denize kendini bırakan iki insanı temsil eden bir plak koydum. Burada olmayışın, bu duygu durumuna uyarak yakıcı güneşi temsil ediyordu. Geç kalmamak için acele ettim, acele ettim ki gökyüzünün riyakarlığının oluşturduğu spektrumun içinde kendimi kaybedebileyim, içerideki sese doğru eğilip, bu hikâyeyi yazabilmek için gerekli hisleri toplayabileyim. 

L’alchimia & Un eremita 
Küçük, yuvarlak, kendisinin izin vermediği şeyleri alamayacak kadar içine kapalı bir kutu. İçerisinde ise gökyüzünün kafamdaki tadına eşlik edebilecek lavanta, kayısı tohumları ve obsidiyen parçaları var. Yakında hiç tereddüt bile etmeden yaşlanacak parmaklarım o tohumları simyada bir ilerleme yaratacakmış gibi kavradı. Kısa sürede kaybedeceğim dünya gözlerini mumyalarcasına bu tohumları ve parçaları münzevinin üzerine dizdiler. Tuzlu suyun içerisinde duyulabilen yegâne ses; bulanık müzik. Otların, çiçeklerin, kayaların geldiği yere bengi dönüş ile tekerrür edecek sözünü vererek; münzevinin bedenini, kendimi koydum. Söz konusu mecliste, yakın temasta, flora ve faunaların insanlara lanet okuduğu, göğe ilişkin bir konuşma gerçekleştiriliyor. Zihnim ve bengi dönüş çabam; o kutunun içerisini mesken tutmuş Minerva’nın yaydığı pastoral bir bilgelik kazanıyorlar. 

“You are never meant to fit in, you are here to make a dent in the universe.”

One thought on “İki Hikaye”

Rukiye Kaluz için bir cevap yazın Cevabı iptal et